ALIŞVERİŞ SEPETİ 0
Sepeti Boşalt
ÇOCUK EDEBİYATI MASALI

Bir varmış, bir yokmuş…
Zamanın; henüz çocuklar için ayrı bir dil yaratmadığı, kitaplarınsa yalnızca büyükler için yazıldığı eski bir dünya varmış. O dünyada çocuklar, büyüklerin dizinin dibine oturur, ateşin çıtırtılarını dinlerken bir yandan da kelimelerin büyüsüne kapılırlarmış. Dinledikleri masallarla, efsanelerlerle, mitlerle ve destanlarla kendilerini bulma yolunda yaş alırlarken, “Heeeeey, siz benim yavruma ne anlattığınızı sanıyorsunuz? O daha küçük, aklı ermez bir çocuk!” demiyormuş kimse.  

Devlerin öfkesini, kralların düşlerini, köylü kızların mucizelerini dinlerken gözleri parlarmış çocukların. İşte o parıltı, belki de çocuk edebiyatının ilk kıvılcımıymış…

Derken yıllar geçmiş, toplumlar değişmiş, çocuk artık “küçük bir yetişkin” olarak değil de “bebeklik ile erginlik arasındaki gelişme döneminde bulunan oğlan veya kız” olarak algılanmaya başlamış. Okullar kurulmuş, kalemler çocuklar için de yazmaya başlamış. 17. ve 18. yüzyıllarda yazılan ilk çocuk kitapları, masaldan çok birer kılavuzmuş. Sayfalarında “iyi ol”, “uslu dur”, “büyüklerini dinle” gibi öğütler yankılanıyormuş. Fakat çocukların yüreği bundan fazlasını istiyormuş. Onlar sadece kurallar değil, maceralar; daimi nasihat değil, hayaller de duymak istiyorlarmış.

Sonra 19. yüzyıl gelip edebiyatın sihirli kapısını aralamış. Lewis Carroll bir tavşanın peşine düşüp Alice’i harikalar diyarına götürmüş, J. M. Barrie çocukların hiç büyümediği bir ada düşlemiş. Hikâyeler artık yalnızca öğretmek için değil; güldürmek, düşündürmek, hayal ettirmek için de yazılmaya başlamış. Böylece çocuk edebiyatı gerçekten doğmuş.

Bugün çocuk kitapları, tıpkı o ilk masallar gibi hem büyülü hem gerçek. İçinde neşeyle hüzün, oyunla bilgelik el ele geziyor. Ve bazen, bir sayfada karşımıza çıkan minicik bir cümle, içimizde yıllardır sessizce oturan o küçük çocuğa dokunuyor.

Yorum Yap