ALIŞVERİŞ SEPETİ 0
Sepeti Boşalt
Oyun Bizi Çağırıyor

Bir çocuk “canım sıkılıyor” dediğinde, aslında çok önemli bir şey söylüyordur. Bir oyun başlamak üzeredir: Ya birazdan bir sandalye uzay gemisi olacak, ya da halının ortasında görünmez bir çizgi çekilecektir. Müdahale etmeyin. O sıkıntı, hayal gücünün ‘’Ben geliyorum’’ deme şeklidir.

 

Çocuklar oyun oynarken aslında hiç de boş durmazlar. Ejderhalarla anlaşma yapar, koltuklardan ev kurar, yatağın altındaki canavarı ikna ederek evden gönderirler. Yani oldukça fazla mesai yaparlar. Hem de büyük bir ciddiyetle.

 

Bir çocuğa “oyunu bırak” dediğinizde, ona biraz da “hayal kurmayı sonra yap”, “şu an sen olma” demiş olursunuz. Oysa oyun, çocuğun dünyayı anlama şeklidir. Düşünürken koşar, koşarken öğrenir, öğrenirken güler. En gerçek hâliyle kendisi olur.

 

Eskiden oyunlar sokakta oynanırdı. Asfaltın üstü bir anda seksek olurdu, kaldırım taşı kale, apartman boşluğu saklanma yeri. “Arabaaa geliyor!” diye bağırılır, oyun durur, araba geçer, oyun kaldığı yerden devam ederdi. Kimse “baştan oynuyoruz” demezdi; hayat gibi, araya girenlere rağmen akar giderdi.

 

Sokak oyunlarının saati yoktu. Anne sesi uzaktan gelene kadar, hava kararıp sokak lambaları yanana kadar oynanırdı. Kurallar esnekti; bazen tartışma çıkar, bazen barışmak için yepyeni bir oyun icat edilirdi. Kimse oyunu yönetmezdi ama herkes adaleti bir şekilde öğrenirdi. Sıra beklemeyi, kaybetmeyi, yeniden denemeyi… Hepsi oyun arasında olurdu.

 

Dünya değişiyor. Haliyle oyunun oynanma şekli de yeri de değişiyor. Ama çocuğun oyuna olan ihtiyacı hep aynı. Çünkü oyun, çocuğun kendine kulak verdiği yerdir. Kimse onu düzeltmezken, “öyle değil böyle” demezken, kendi sesini bulur.

 

İyi bir çocuk kitabı da oyuna benzer. Fazla açıklama yapmaz, parmak sallamaz. Bir kapı aralar ve geri çekilir. Çocuk isterse koşarak girer, isterse kenardan bakar. Hikâye bittiğinde oyun başlar. Bir karakter başka bir oyuna taşınır, bir cümle günlerce akılda kalır.

 

Belki de bu yüzden çocuk edebiyatı yazmak, oyuna saygı duymayı gerektirir. Her şeyi söylememeyi, boşluk bırakmayı, çocuğun hayal gücüne güvenmeyi. Çünkü çocuk, kendisine alan açıldığında zaten doldurur. Oyun oynayan çocuk hayata hazırlanmıyordur. O zaten hayatın içindedir.

 

Belki de yapmamız gereken tek şey şudur:
Oyunu ciddiye almak ama kendimizi o kadar da ciddiye almamak.

 

Şimdi müsaadenizle…
Bir yerlerde bir çocuk, beni oyuna çağırıyor olabilir.

 

Yorum Yap