RÖPORTAJ
Merhaba Gonca Mine Hanım. Öncelikle vakit ayırdığınız için çok teşekkür ederiz. Kitaplarınızla çocukların hayal dünyasına dokunan, onlara hem sözcüklerle hem de çizgilerle bambaşka dünyaların kapılarını açan bir isimsiniz. Yazarlık, çizerlik ve editörlük gibi farklı alanlarda üretirken hepsini bir araya getiren büyülü bir yönünüz var.
Bugün sizi herkesin bildiğinden biraz farklı yönlerinizle tanımak, kitaplarınızdaki karakterlerin dünyasına sizin gözünüzden bakmak istiyoruz.
Sohbetimize çocukluğunuzdan başlayalım mı?
- Çocuklar için üretim yapıyorsunuz. Peki siz çocukluğunuzda neler okudunuz? Okurluk yolculuğunuz hakkında bize neler söylemek istersiniz?
Hatırladığım ilk çocuk kitaplarım Ayşegül serisiydi, gazete ile birlikte veriliyordu. İlkokula başlamadan okuma yazmayı öğrendiğim için kendi kendime sürekli açıp okuyordum. İllüstrasyonları ise hala detaylarıyla aklımda, muhteşem çizimlerdi ve sayfaların içinde dakikalarca kaybolurdum. Sonraki yıllarda da kitap okumaya devam ettim, okumayı genel olarak seven bir çocuktum ama bende en çok iz bırakan kitap Şeker Portakalı’dır. Bu nedenle bendeki yeri çok ayrıdır.
- Öğretmenlik, proje koordinatörlüğü ve çiftçilik gibi farklı alanlarda çalıştıktan sonra çocuk kitapları yazmaya ve çizmeye başladınız. Bu geçiş sürecinde sizi en çok etkileyen deneyim ve/veya farkındalık neydi?
Tek bir andan bahsedemem belki ama yol beni yavaş yavaş buraya getirdi diyebilirim. Mesela proje koordinatörlüğü yaparken eskiz defteri tutmaya başlamam dönüm noktalarından biriydi. Ofisimiz Levent’teydi ve her gün Kadıköy-Beşiktaş vapurunda insanları eskizlerdim. Ofise gelirken ilginç bir ağaç görsem dikkatle gözlemleyip, adeta her detayını hafızama kaydedip (o zamanlar akıllı telefon yoktu) öğle arasında eskizlerdim. Derken kırsalda yaşam başladı, çiftçilik yaptığım sırada etrafımdaki her şey benim için ilham kaynağıydı. Orada ürettiklerim, defterlerime yazıp çizdiklerim şehre döndüğümde hikayelere, resimli kitaplara dönüştü. Ve böylece resimli kitaplar yapmaya başladım.
- Yazarlık ve çizerlik kariyerinizin başlangıcında neler yaşadınız? Eser başvurularınızda hiç red cevabı aldınız mı? Aldıysanız bu sizi, çalışmalarınızı etkiledi mi?
Aslında adı sanı bilinmiş yayınevleriyle çalışabileceğimi en başta hiç düşünmedim. Sonuçta ne yapacağını, nereden başlayacağını bilmeyen bir “hiçkimse” idim, sektörde ne bir tanıdığım ne de etrafımda aklımdakileri sorabileceğim biri vardı.
Bu yüzden ilk başta bir web sitesinde açtığım çizerlik profiline gelen küçük çizim teklifleriyle işe başladım. Daha sonra buradan bir yayınevi bana ulaştı ve doğa korumayla ilgili bir çocuk kitabı yapıp yapamayacağımı sordu. Fırsat ayağıma geldi diye düşünüp hemen kabul ettim, ve maalesef sonrasında yanlış bir sözleşmeyle kitabın tüm haklarını kaybettim. Yine de benim için iyi bir tecrübe oldu, en azından artık bir kitabım vardı.
Sonrasında yazıp çizdiğim hikayelerle yayınevlerine başvurmaya başladım, elbette bu süreçte çokça da ret aldım. Fakat bir şekilde dosyalarıma olumlu dönen yayınevleri de oldu ve bir kitap oradan bir kitap buradan derken kitaplarım çoğalmaya başladı.
Sorunun son kısmına tekrar gelecek olursak, zaten en başta çok iddialı ya da beklenti içerisinde olmadığım için aldığım ret cevapları beni pek üzmedi, sadece daha çok çalışmam gerektiğini düşündürdü. İşi bırakalı çok olmuştu, yeniden iş bulmam artık zordu, istediğim iş buydu ve olana dek de uğraşacaktım. Etrafıma sipariş usulü çizim yaptığımı duyurdum, bir süre düğün davetiyesi, sevgililer günü portresi, doğum günü hediyesi derken sipariş işler yapmaya başladım ve bu beni maddi anlamda ayakta tuttu.
- Çocuklar için bir hikâye yaratırken ilk kıvılcım genellikle nereden gelir? Bir karakter mi belirir önce yoksa bir duygu mu sizi harekete geçirir? İlham perileriniz var mı?
İlk kıvılcım her yerden gelebilir aslında, arkadaşlar arasında yapılan bir şaka, bir hayvanın hareketlerini izlerken aniden yaptığı komik bir şey, yaşanan çok üzücü bir olay ya da hepimizin ortak dertleri bir hikayenin konusu olabilir. Sürekli eskiz defteri tutuyor olmak da bu kıvılcımı yaratmak açısından çok önemli tabii. İlham perisi diye bir şey eğer varsa benim için bu eskiz defterlerimdir. Oraya eskizlerken ortaya bir karakter çıkar, o karakterin hikayesi belki o an akla gelmez ama üç ay sonra birdenbire fikir gelir, Böcek Oteli kitabımın hikayesi örneğin, tam da böyle ortaya çıkmıştır.
- Eserlerinizde kişisel yaşamınızdan izler görüyoruz. “Babamla Kamp”ta karakterlerinizin go oyunu oynadıkları bir sahne var. Sizin de bir go oyuncusu olduğunuzu biliyoruz. Go oyunu hakkında bizimle neler paylaşmak istersiniz? Diğer kitaplarınızda da böyle örnekler var mı?
Her kitabımda olmasa da bazılarında kişisel hayatımdan ufak detaylara yer vermeyi seviyorum, Go oyunu da hayatımın çok büyük bir kısmını kapladığı için Babamla Kamp’ta Go’ya yer vermek istedim. 2008 yılından beri Go oynuyorum, sosyal çevremin çoğunu Go oyuncuları oluşturuyor, eşimle Go sayesinde tanıştık, dolayısıyla benim için çok özel bir oyun. Bütün bunların yanında her çocuğun tanışmasını istediğim, entelektüel bir strateji oyunu Go. Uzak doğuda 4000 yıllık bir geçmişi var, bir kültürü var, her şeyiyle çok güzel bir oyun. Çiçekli Şiirler’de bisikletli şiiri kendi bisikletime yazmıştım, yine kitaptaki beyaz köpek kırsaldaki köpeğimiz Pan’dı, düşününce kendi yaşamımdan epey detay varmış kitaplarımda. :)
- “Çiçekli Şiirler”de az sözle çok şey anlatmaya çalışmanız haikuları hatırlatıyor. Şiirle aranız nasıl? Haiku okuru musunuz?
Bir dönem Haiku’ya çok sarmıştım, sürekli Haiku okuyup yazma denemeleri yapıyordum. Çocuk kitabı yazma denemelerimden çok önceydi bu. Şiiri ise hep çok sevdim, hatta bir dönem sevdiğim Atilla İlhan şiirlerini anlatan büyük akrilik tablolar yapıyordum. Babam da Atilla İlhan hayranıdır, hala evinde o tablolardan biri asılıdır. Bunun yanında belki biliyorsunuzdur; dönemimizin önemli şairlerinden Erdal Alova’nın geliniyim aynı zamanda. Kendisinin şiirlerini de çok severek okuyor ve çok ilham verici buluyorum. Çiçekli Şiirler ilk ve tek şiir kitabı denememdi, kırsaldan getirdiğim ilhamla yazdığım, her açtığımda kır çiçeklerinin kokusunu burnuma getiren çok özel bir kitap benim için, devamı gelir mi bilemiyorum ama keşke gelebilse!
- Farklı sanat dallarına ilginiz var mı? Yaratıcı sürecinizi nasıl etkiliyor?
Ben aslında çok uzun süre müzisyen olmak istedim. Anadolu Lisesinde öğrenciyken üniversitede müzik okuyabilmek için son sene dershaneye gitmeyip şan dersleri almaya başladım. Gitar çalıyor, müzik bölümüne hazırlanıyordum, bir de müzik grubum vardı. Müzik okuyamasam da üniversite boyunca müzikle ilgilendim. Sonra üniversite bitip iş hayatına atıldığımda müzikle ilgilenemedim, bu kez Go ve resim ön plana çıktı. Bütün bunlara kitaplarımda öyle ya da böyle rastlamak mümkün. Mesela hayalindeki iş müzisyen olmakken limon satmak zorunda kalan Bay Limoni belki de içimdeki müzisyen olmayı hayal edip olamayan genç kızı temsil ediyor. Bunu bilerek yapmıyorum aslında ama bilinçaltım yaratıcı sürecimi bir şekilde etkiliyor gibi görünüyor.
- Çalışmalarınızda dijital ve geleneksel teknikleri bir arada kullanıyorsunuz. Hangi eseri, hangi teknikle yapacağınıza nasıl karar veriyorsunuz?
Çok uzun süredir dijital çalışıyordum, Çiçekli Şiirler dışındaki tüm kitaplarımı dijital teknikle resimledim ve açıkçası dijitalden biraz sıkıldım. Bu nedenle yeniden resimlediğim Bay Limoni’de geleneksel tekniği denedim, daha doğrusu geleneksel teknikle dijitali birleştirdim. Eskiz defterlerimde sürekli geleneksel çalışırken neden kitaplarımı da geleneksel yapmayayım diye düşündüm. Fakat yüzde yüz geleneksel tekniğin revize açısından bir dezavantajı var, bu nedenle layer tekniğini muhafaza edebilmek için parça parça geleneksel çalışıp, bunları dijitalde kolaj gibi kesip layer haline getirdim. Hem kolay oldu hem de revizeye imkan tanıyor. Bu teknikle bir süre devam edeceğim gibi görünüyor.
- Düzenlediğiniz atölyelerde pek çok yazara ve çizere ilham oluyorsunuz. Bu alanda önemli bir fark yarattığınıza inanıyoruz. Atölyelerinize gösterilen bu yoğun ilginin kaynağı sizce nedir?
Çok fazla insan benim gibi yazıp çizme hayali kuruyor. Ancak ülkede bununla ilgili kendinizi geliştirebileceğiniz alanlar, özellikle üniversitelerde çok sınırlı. Bu nedenle insanlar atölyelere yöneliyor. Ben atölye vermeye başladığımda bu alanda atölye veren tek kişiydim (belki bilmediğim bir iki kişi daha vardır), şimdi onlarca meslektaşım benim gibi yazma-çizme atölyeleri düzenliyor. Bu elbette alanın gelişmesi ve daha fazla insanın hayalinin peşinden koşması açısından çok önemli. Fakat yeterli değil, umuyorum en kısa zamanda üniversitelerin ilgili fakültelerinde çocuk edebiyatına ve illüstrasyonuna yönelik bölümler açılır.
- Çocuklarla gerçekleştirdiğiniz yazar-çizer-okur buluşmalarında, atölye çalışmalarında karşılaştığınız sizi şaşırtan, gülümseten durumlardan birkaç örneği bizimle paylaşır mısınız? Aralarında çalışmalarınıza fikir veren sorular hiç oldu mu?
Çocuklarla yaptığım etkinliklerde ve imza günlerinde çok ilginç anlar yaşıyorum gerçekten. Koskoca konferans salonunda ben yarım saat kitabımı anlattıktan sonra mikrofon isteyip kahküllerimi çok sevdiğini söyleyeninden tutun da, sahneye fırlayıp sarılmaya çalışanına ya da kitabını imzaladığım için ağlayanına kadar birçok çocukla çılgın anlara sahne oluyor bu buluşmalar. Bir de hiç unutmam, Böcek Oteli etkinliği vardı Gazhane’de, yine kocaman bir salon, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı da geleceği için basın var, kameralar çekiyor. Ben oğlum Dünya’yı en öne oturttum (çünkü benden ayrılmak istemedi, o zamanlar 2-3 yaşlarındaydı) ve salondaki çocuklarla hep birlikte böcek çiziyoruz. Dünya bir yanındaki çocukların çizimlerine baktı, bir kendininkine. Şansa yanında da 8 yaşlarında çok güzel resim yapan bir kız oturuyor. Birden çok yüksek sesle “Ben kırkbacak çizemiyorum” diye çılgınca ağlamaya başladı. Babası yarım saniyede ön tarafa uçup Dünya’yı salondan çıkarmaya çalışırken kameralar çekmeye devam ediyordu. Ben ne yapacağımı şaşırdım, neyse ki bir sonraki böcek kitabın karakterlerinden Bok Böceği’ydi ve konu dağıldı.
- Kendi öykünüzü resimlemek ile başka birine ait öykünün illüstrasyonunu yapmak arasında sizin için ne gibi farklar var?
Elbette kendi öykümü resimlerken kendimi daha özgür hissediyorum çünkü birine beğendirme kaygısı taşımıyorum. Kendime beğendirmek de kolay değil elbet ama en azından beğenmediğimi fark ettiğimde hemen aksiyona geçip hızlı bir şekilde revize edebiliyorum ve ne istediğimi biliyor oluyorum. Bir süredir de yalnızca kendi kitaplarımı resimliyorum, zaman kısıtım nedeniyle dışarıdan iş alamıyorum.
- Yazarlığın ve çizerliğin yanında editör şapkanızı takınca metne yaklaşımınız nasıl oluyor? Bir kitabın oluşum sürecindeki en zor kısım size göre neresidir?
Editörlük deneyimim çok yeni olmasına karşın, bir yazar-çizer olarak metne bütünlüklü bakabilmenin önemli olduğunu düşünüyorum. Metin konusunda zaten çok mükemmeliyetçi bir insanım, kendi yazdığım metinlerde de çok titizlikle çalışır, editöre en az işi bırakacak şekilde dosyamı teslim etmeye çalışırım. Bir illüstratör olarak da anlatımın yüzde elli hatta bazen yetmiş-seksenini illüstrasyonların yaptığını düşünürsek mükemmeliyetçi davranmak gerektiği düşüncesindeyim.
Bir illüstratör olarak, anlatımın yüzde elli hatta bazen yetmiş-seksenini illüstrasyonların üstlendiğini düşünürsek, mükemmeliyetçi davranmanın gerekli olduğuna inanıyorum.
Bütün bu süreci editörlük işine yansıttığımda bir dosyadaki eksikleri hızlıca tespit edebildiğimi düşünüyorum. Bir kitabın oluşum sürecindeki en zor kısma gelince, bence giriş ve çözüm/son kısımları. İkisinde de okuru etkilemen gerekiyor ki kitabı okumaya karar versin ve okuyup bitirdiğinde “İyi ki okudum,” desin! :)
- Doğanın sizin hayatınızdaki yeri nedir? Özellikle unutamadığınız bir doğa deneyimi var mı? “Böcek Oteli” nde olduğu gibi doğa hangi yönleri ile eserlerinizde yer alıyor?
Doğanın hayatımdaki yerini düşünmek veya konuşmak bile bana şunu düşündürüyor, “Biz ne zaman doğadan bu kadar koptuk ki doğa, konuşulması gereken bir nesne haline geldi?” Doğa aslında ait olduğumuz yer, evimiz, benliğimizin çok büyük bir kısmı. Bu nedenle benim de kollarında kendimi en iyi hissettiğim, en iyi arkadaşım doğa. Yaratım sürecimin, ilhamımın en önemli parçası. Unutamadığım birçok deneyimi de elbette yine doğadayken yaşadım, en unutulmazlarından biri de köpeklerimizi henüz yavruyken koyunlarla birlikte meraya çıkardığımızda, koyunları korumak yerine onlardan korkup kaçışmalarıydı. Çoban Köpeği Pan kitabım bu anı üzerine kurulu hatta. Köpeğim Pan’ın çoban köpeği olmayı öğrenirken başından geçenleri anlatan kitabım.
- Kitaplarınızdaki temaları seçerken nelere dikkat ediyorsunuz?
Bu konuya çok kafa yorduğum söylenemez aslında, konular genellikle doğal olarak çıkıyor. Özellikle şu konuda yazayım diye düşünerek bir öyküye başlamıyorum, sadece bazı konularda yazmaya niyet ediyorum genel olarak. Örneğin mültecilik meselesiyle ilgili yazmaya niyet ediyordum fakat “Benim Adım Selma”ya bu düşünceyle başlamadım, hikayenin sonuna geldiğimde ise zaten göç hikayesi olduğu için, tek bir sayfayla hikayeyi mültecilik hikayesine çevirdim.
- "Köpekten Korkan Veteriner" de ana karakteri ironik bir şekilde ele alıyorsunuz. Çocuk okurlar için karakterlerin nasıl bir önemi var? Siz bu karakterleri yaratırken nelere dikkat ediyorsunuz?
Çocuk kitaplarında genel olarak ironileri, tezatlıkları, absürtlükleri kullanmak çok işe yarıyor. Ben de bir atölyemde ironilere örnek verirken çıktı “Köpekten Korkan Veteriner”in fikri. Bir süre hikayesi gelmedi fakat fikir zihnimde yeterince demlendikten sonra hikayesi de çıktı ortaya. Çocuk kitabı karakterlerinde mükemmel olmayan, kusurlu, hata yapan, zaafları olan karakterler çok önemli. Çocuklar mükemmel karakterler olan süper kahramanlarla çizgi filmlerde yeterince karşılaşıyor zaten. Bu nedenle özdeşim kurabilecekleri, gerçek hayattan, daha doğal, daha “insani” karakterlerle kitaplarda karşılaştıklarında, kendileri de mükemmel olma çabasına girmiyor. Bu nedenle ben de karakterlerimi yaratırken böyle karakterler olmalarına dikkat ediyorum.
- Eserleriniz arasında gizli bağlantılar var mı? Karakterleriniz tek bir kitapta buluşsaydı, nasıl bir hikâye olurdu? Böyle bir hayaliniz var mı? Olsaydı hangi karakterleriniz iyi anlaşırdı?
Çiçekli Şiirler, Çoban Köpeği Pan ve Koyunlar Gibi Yünümüz Olsa kitapları arasında ufak bağlantılar var aslında, hepsi kırsalı anlattığı için. Fakat diğer kitaplarım arasında buna benzer bir bağlantı olduğunu söyleyemem. İlginç olurdu aslında, hiç aklıma gelmemişti, bir düşüneyim. Mesela her şeyden rahatsız olan Hoi Hoi dişlerini temizletmeye, köpekten bile korkan veteriner Bay Korkakov’a gitseydi? Buradan bir hikaye çıkar!
- Aldığınız ödüller, kariyerinizde ve eserlerinize bakış açınızda nasıl bir değişiklik yarattı? Bu ödüller sizi nasıl motive ediyor?
Bir kez ödül aldım aslında, bir kez de Aydın Doğan İllüstrasyon ödüllerine aday gösterildim. İlk etapta motive edici oldu elbet ama sonrasında her şey eski rutinine döndüğünde çok da bir şey değişmedi benim için. Benim motivasyonum her zaman yeni bir şey üretmek oluyor, sonucu ne olursa olsun. Basılmayan, ret almış dosyalarım da var kenarda yatan, onları da aynı heyecanla üretmiştim üretirken. Sonuçta basılmamış olmaları da çok önemli değil, belki bir gün basılırlar, belki de hiç basılmazlar, önemli olan üretim sürecinde bana kattıkları, hissettirdikleri, öğrettikleri.
- Üzerinde çalışmayı planladığınız yeni projeler var mı? Uzun vadede neler yapmayı hayal ediyorsunuz?
Üzerinde çalıştığım bir ilk okuma kitabım var, taslak halinde de birçok fikir var elimde. Uzun vadede atölyeleri biraz hafifletip kitap projelerime biraz daha fazla vakit ayırabilmeyi planlıyorum. Zaman az, yapacak şey çok, projelerimde daha seçici olmaya çalışıyorum. Yeterince resimli kitap da ürettim, elbette çok orijinal fikir gelirse üretmeye devam ederim ancak biraz da ilkokul-ortaokul için yazmak istiyorum. Önümde kocaman bir deniz var ve ben ayağımı suya yeni sokmuş, suyun serinliğine yeni alışmaya başlamış gibi hissediyorum. Daha keşfedecek çok koy var!
Bu keyifli sohbet için çok teşekkür ederiz. Edebiyat ve Hayat için yaptığımız ilk röportajda sizinle birlikte olmak bizim için büyük bir mutluluk. Çocuk edebiyatına kattığınız yaratıcı dünyalar, hem kelimelerle hem de çizgilerle anlattığınız hikâyeler oldukça ilham verici. Yeni projelerinizi merakla bekliyor, çocukların ve yetişkinlerin dünyasına dokunan nice güzel hikâyede buluşmak dileğiyle... ??✨
Semra GÜLTEKİN & Mine KARAKAYA
11.02.2025

